COP31'in ev sahibi Türkiye'ye sivil toplumdan
Liderlik sadece ev sahipliğiyle olmaz
Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP31) için Türkiye ile Avustralya arasındaki düğüm çözüldü ve ev sahibi resmen Türkiye oldu. Ancak 15 çevre örgütünü çatısı altında toplayan İklim Ağı, Antalya'da kurulacak masanın sadece bir "organizasyon başarısı" olarak kalmaması gerektiği konusunda hükümeti uyardı.
Türkiye'nin 2022 yılından bu yana diplomatik bir mücadele verdiği COP31 ev sahipliği süreci, Avustralya ile varılan "son dakika" uzlaşısıyla neticelendi. İklim diplomasisinde tıkanma noktasına gelen çekişme, zirvenin Kasım 2026'da Antalya'da yapılması kararıyla çözüldü. Avustralya ise zirve öncesindeki kritik hükümetler arası müzakerelere ev sahipliği yaparak sürecin bir parçası olacak. Ancak bu diplomatik zaferin hemen ardından, Türkiye'deki çevre hareketinin çatı yapısı İklim Ağı'ndan (Climate Network) hükümete kritik bir "yol haritası" çağrısı geldi.
"Gerçek liderlik misafir ağırlamak değil, kömürden vazgeçmektir"
Çevre ve iklim koruma alanında faaliyet gösteren ve aralarında TEMA, Greenpeace Türkiye, WWF-Türkiye gibi kuruluşların bulunduğu 15 sivil toplum örgütü, COP31'in Türkiye için tarihi bir dönüm noktası olabileceğini, ancak bunun şartları olduğunu vurguladı. Yapılan ortak açıklamada, iklim krizi derinleşirken elde edilen bu ev sahipliğinin memnuniyet verici olduğu belirtilmekle birlikte, asıl başarının "karbonsuz bir ekonomi inşa etmekten" geçtiği hatırlatıldı.
İklim Ağı, hükümete yönelik mesajında diplomatik nezaketin ötesine geçerek net taleplerde bulundu. Açıklamada, gerçek liderliğin yalnızca büyük bir organizasyona ev sahipliği yapmakla mümkün olamayacağı; bunun ancak güçlü iklim politikaları, toplumsal katılım ve kararlı bir duruşla sağlanabileceği ifade edildi. Örgüt, Türkiye'nin ev sahibi sıfatıyla masaya oturduğunda, "krize en çok neden olanlar" ile "krizden en çok etkilenenler" arasında hakkaniyetli bir denge kurması gerektiğini savundu.
Sivil toplumun 5 maddelik acil eylem planı
İklim Ağı, Türkiye'nin 2026'ya giden yolda "samimiyet testi"nden geçmesi için atması gereken somut adımları da belirledi. Sivil toplumun öncelikli beklentisi, iddialı bir iklim hedefiyle emisyonların bugünden itibaren azaltılmaya başlanması. Ancak en dikkat çekici talep enerji politikasında düğümleniyor. Örgütler, Türkiye'nin yeni kömür yatırımlarını derhal sonlandırmasını ve adil dönüşüm ilkelerine dayalı net bir "kömürden çıkış stratejisi" açıklamasını istiyor.
Bununla birlikte, yenilenebilir enerji yatırımlarının doğa ve toplumsal adaletle uyumlu şekilde hızlandırılması, enerji verimliliğinin artırılması ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine karşı adaptasyon politikalarının güçlendirilmesi de talepler arasında. İklim Ağı ayrıca, tüm bu süreçlerin demokratik bir hukuk devleti ciddiyetiyle ve katılımcı bir zeminde yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.
Bakan Kurum: "Takip eden değil, yol gösteren ülkeyiz"
Sivil toplumun "uyarı" niteliğindeki açıklamalarının aksine, hükümet kanadında ise "zafer" havası hakim. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, kararın ardından yaptığı değerlendirmede 21 yıllık çevre politikalarının bu ev sahipliğiyle taçlandığını belirtti. Türkiye'nin artık iklim değişikliğiyle mücadelede dünyayı geriden takip eden bir ülke olmadığını savunan Kurum, Türkiye'nin çevre politikalarını belirleyen en büyük küresel platformun direksiyonuna geçerek "yol gösteren bir aktör" haline geldiğini ifade etti.